|
Bisiklet üzerinde 10 gün, 12 kişi, 720 km. Gökova turuna 2 defa katıldık. 3.tura katılıp
katılmamak konusunda sevgili dostum Dr.İsmail ile tereddütte idik. Bülent Savran
ve arkadaşlarının turu düzenlemesi ve de İzmir Bisiklet Derneği Başkan Yardımcısı
olmam sıfatı ile Ege'de kardeş bir Bisiklet Derneğini desteklememiz gerekiyordu.
Bu sefer farklı bir şey yapmamız lazımdı. İzmir'den Akyaka'ya bisikletle gitmeye
karar verdik. Rotamızı planlarken minimum trafik yoğunluğu, maksimum doğa
güzelliği kriterini göz önüne aldık. Bir kaç denemeden sonra rotamız belli
oldu.Bu arada planlarımızda iki değişiklik oldu. Muğla Bisiklet Derneği turu
Köyceğiz'e kadar uzattı ve bizim hanımlarda araba ile bisikletlilere(bize)
katılmaya karar verdi. Rotayı planlarken mapmyfitness.com programını kullandık. Pedallayacağımız her yolun hem yüksekliğini hem de iniş çıkış eğimini bilerek, yükseklik ölçerden ve de km saatinden plan ve gerçeği devamlı kontrol ettik. Hazırladığımız haritalar ile ölçümlerimizin birebir tuttuğunu gördük. Yükseklik ve mesafeyi bilerek gittiğimiz zaman hem enerjimizi hem de motivasyonumuzu daha iyi ayarlayabildik. Rotamız : (Rota haritaları için sağdaki linklere tıklayın)
4 Ekim pazar günü her zamanki saatimiz 8:00 da Konakta buluşmak üzere sözleştik. İzmir Bornova'dan yola çıkarken ufak bir kriz yaşadık. Eşim Belgin araba ile gelecek bayanlara, fazla eşya almayın sadece 2'şer çanta yeter demiş. 2'şer çanta ve Belgin'in ekstra eşyalarını görünce kaynar sular başımdan döküldü. Bu kadar eşya bizim sedan arabaya nasıl sığacaktı. Arabaya bide LPG taktırdık. stepnede bagajda dururkene. Sonunda ne haliniz varsa görün ben pedala basar giderim diye düşündüm ve bir daha bagaja yerleştirme işi ile ilgilenmedim. Bagaj yerleştirme sorumlusu otomatik olarak Belgin oldu. Ve de fotoda görünüdüğü üzere başarılı olduğunu söylemeliyim.
Bisikletle tura katılanlar :
Gürcan, Dr.İsmail, Osman, Nilgün, Hasan, Hüseyin, Mehtap, Serpil.
4.Ekim pazar :
Arabalı ekibe bizi Menderes'te Belediyenin kahvesinde kahvaltıyı hazırlayıp beklemelerini söyledik. Sakin bir sürüşten sonra Menderes'e varıp hep beraber hazır olan kahvaltıya oturduk. Keyifli bir kahvaltı sonrası arabalı ekibi orada bırakıp yola devam ettik.
Menemenli ikizler Hasan ve Hüseyin kardeşlerin dışındaki bisikletlilerin yaş ortalamasının 45-50 olması nedeni ile kendimizi sıkmadan her 20 km de bir dinlenme molası verdik. Solda ikizler ve sağda ikizlerin ağır vasıtaları.
2. molamız Değirmendere köyünün merkezindeki yoğun ağaç gölgesindeki köy
kahvesi oldu.
Sahil şeridini takip ederek önce Pamucak'a saptık.
Çadırlar kuruldu , Duş ve
kıyafet değişimi ardından herkesin keyfi yerinde.
Akşam yemeği için çıktık Kuşadasının gece hayatına.
. Kuşadasında biraz daha dolaştıktan sonra ilk günde daha pedallamaya alışamamış bedenlerimiz uykuyu istedi hemen. 5 Ekim Pazartesi :
Hafif bir kayıntıdan sonra Söke'de esas kahvaltıyı yapmak üzere çadırları,
eşyaları vede hesabı arabalı ekibe bırakıp yola çıktık. Arabalı ekipde bizler
için kendilerini feda edip markete alışverişe gitti. Pedallarken mümkün olduğunca yemek sonrası yokuşları çıkmamaya dikkat ettik. Kuşadası-Akbük etabının da en yüksek noktası hemen Kuşadası çıkışı olduğu için, esas kahvaltıyı Söke'de yapmayı planladık. Kuşadası Söke etabında grup epeyce dağıldı, Serpil, Hüseyin, İsmail, Mehtap kayboldular. Geriye kalan 4 kişi arabalı ekibin yol üzerinde bulduğu kahvaltı mekanına ulaştı. Serpil'le Hüseyin'de kahvaltı mekanına bir süre sonra geldi. İsmail'den aldığımız bilgiye göre Mehtap'ın lastiği patlamıştı. Mehtap ve İsmail yanlarında yama ve tamir takımı taşımayıp bize güvendikleri için kalmışlardı Söke rampalarında. Neyseki Ateştopu'nun otostop çalışmaları sonucu bisikletleri bir minübüse atıp kahvaltı noktasına ulaştılar. Arabalı ekip kahvaltı hazırlıklarına başladı.Bu arada Şenay hemen bahçeden roka ve maydonozları toplayıp kahvaltımızı yeşillendirdi, bizi en taze vitaminlerle ödüllendirdi.
6 Ekim Salı : Sabah her zamanki gibi hesap ve toplanma işlerini arabalı ekibe bırakıp yola çıktık. En zorlu parkurumuz bugün. Toplamda 1300 metre tırmanacağız. İlk tırmanış Kazıklı köyü. Eğim %9 . Her zaman yaptığımız gibi esas kahvaltıyı yokuş sonrasına planladık. Arabalı ekip Akbük'te kahvaltılık malzeme alışverişi yapıp yokuşların tepesinde bizi yakalayacaktı. Pedallayarak birinci ciddi yokuşu çıkıp Kazıklıya ulaştık. Araba henüz gelmemişti, Gruba hiç bir şey söylemeden yola devam ettim. bir inişin ardından tekrar tırmanarak Gürçamlar köyüne geldik. Arabadan hala haber yoktu. Gruba çaktırmadan yola devam dedim. Kızılağaç köyünede vardık. Artık aç açına gidecek halimiz kalmamıştı. Kızılağaç köyü geçtiğimiz köylerin en garibanı idi, Kazıklıda 10 adet köy kahvesi saymıştım bu köyde ise sadece 1 adet vardı ve biz orada iken daha açık bile değildi. 8 bisikletçinin açlık sınırında yokuşları çıkması nedeni ile arabadakilere tel ettim. Türkcell kominikasyon sağlasam mı sağlamasam mı diye düşünürken zar zor ulaştım. Arabadan kahkalar ile 4 bayanın sesi geliyordu. Bafa Gölünde çok dalga var diyorlardı. Kan beynime sıçradı, gözüm döndü. Telefonda Belgin'e aklıma gelen her türlü negatif bilgiyi gönderdim. Hatların azizliği nedeni ile söylediklerimin yarısı duyulup yarısı duyulmamış. Geldikleri yoldan geri dönmelerini ve Akbük içinden Kazıklıya geçmeleri gerektiğini bi şekilde anlattım telde. Bisikletlilere durumu anlatıp vakit kaybetmemek için bir süre daha pedala basmamız gerektiğine ikna ettim. Bir sonraki durağımız İasos da Mor Ev oldu. Her
şerde bir hayır vardır derler. Çok keyifli bir yer keşfetmiş olduk. mor Evin
işletmecisi Kayahan bey bize çok yardımcı oldu. Arabalılarda neyseki Mor Ev'e vardılar ve hep beraber herşeyi unutup İasos manzaralı mekanda çok keyifli bir kahvaltı yaptık.
Kahvaltı sonrası hafif bir yokuş ve ardından uzun süre düz yollarda giderek Bodrum-Muğla anayoluna ulaştık. Şansımıza anayolun bir tarafını kapatmışlar, hemen kapanan yola girip hiç trafik stresi olmadan rahat rahat yokuşları tırmanarak Milas'a vardık. Beçin'de daha önceden planladığımız saatte molamızı verdik. Beçin'e girerken arabalı ekip bizi Beçin kalesinin en tepe noktasından takip ediyordu. 2.5 litrelik gazozumuzu hep beraber paylaşıp biraz dinlendikten sonra yola devam ettik.3 gündür arka arkaya pedallayınca artık yokuşlar gözümüzde küçülmeye vede hemen bitivermeye başladı. Yol üzerinde karpuz satan tezgahlardan birine yanaştık. Tezgahtaki köylü arkadaşa karpuzu 8'e bölmesini söyledik. 1. karpuz kesmedi. 2. karpuzuda kestirdik.
Bu arada arabalı ekip Ören'e vardıklarını ve GÜNEŞİN SOFRASI isimli pansiyona fiyatta anlaşmadan yerleştiklerini tel ile bildirdiler. Osman ile benim içime bir kurt düştü bu işten bi problem çıkacak diye. Ören'e ve bahsedilen pansiyona vardık. pansiyon sahibi hanımefendi güzellik uykusuna yatmış. Beklerken deniz banyomuzu yaptık. Neyse hanımefendi uyandı. Osman ve arkadaşlar hanımefendi ile anlaşmaya çalıştı. Ören'in bomboş ortamında bize kişi başı 40 TL fiyat çekti bayan. Kişi başı 10-15 tl aralığında kaldığımız için fiyatı yüksek bulduğumuzu söyledik. Kadının gözlerinden alevler fışkırarak bu fiyatın çok uygun olduğunu bağıra bağıra anlatmaya başladı bize. Kalamayacağımız söylediğimizde de hanımların 2 odaya yerleştiğini ve 2 odanın parasını istediğini bildirdi. Vermezsekte Jandarmayı çağırmakla tehdit etti bizi. Ben hemen ortamdan ayrıldım, bisikletime atlayıp başka bir mekan bakmaya başladım. Ören'in merkezinde Haluk Otel'i buldum. Otel sahibi mütevazi, efendi ve hemşehrimiz olan Ali beyle tanıştım, fiyatta anlaştım. Bir problem yaşanmaması için burada grubumuz ikiye bölündü sinirli şişman bayanın eski püskü pansiyonunda 2 oda tutuldu. Grubun diğer kısmıda Haluk Otel'e geldi. Ören'deki
esnaf lokantasında ekip tekrar bir araya geldi ve akşam yemeğimizi yedik.
Hüseyin resim çekiyor.
Şişman sinirli kadının pansiyonunda kalacaklar ayrıldı. 7 Ekim Çarşamba : Bugün yolumuz sadece 45 km. Acele etmemize gerek yok. Sabah deniz keyfi sonrası, otel sahibi Ali beyle anlaştığımız üzere bütün grup kahvaltıyı yapmak üzere Haluk Otelin terasında buluştuk.Terastan bir manzara.
Otel sahibi Ali bey, terastaki kahvaltı masamız ve "Ra" dövmeli Engin.
Keyifli 350 metrelik inişten sonra Akbük'e vardık. Arabalı ekiptekiler çoktan mayolarını giymişler, biraları açmışlar keyiflerine bakıyordu. Bizde hemen ortama uyduk. Turumuz boyunca en keyif aldığımız deniz ve plaj Akbük te idi. Akvaryum gibi bir deniz, ayağı rahatsız etmeyen bir kumsal, suya balıklama atlamak için güzel bir iskele. Balıklama ve karınlama atlayanlar aşağıda :
Osman ortadan
kayboldu biz keyif yaparken. Bir süre sonra göründü. Balıkçılardan barbun almış, lokantacı ile pişirmek üzere anlaşmış. Engin'le Osman denizde barbunları becerikli bir şekilde temizlediler.Deniz keyfinden sonra nefis bir barbun keyfi yaşadık.
Yediklerimiz hazmetmek için makul bir süre bekledikten sonra
kalan 20 km yi aşıp Akyakaya varmak üzere pedala bastık. Nedense bu son 20 km
bir türlü bitmek bilmedi. Neyse ki sonunda ulaşabildik ve kamp yerine bizden önce
ulaşmış ve çadırları kurmuş olan arabalı ekibi bulduk. GBT ekibinden
tanıdıklarımız ile hasret giderdik, yeni gelenlerle orada tanışmaya başladık ve
hep beraber balık ekmek yemeye gittik. Dost ve tanıdık bisikletçiler ile beraber yemeğimizi yeyip GBT hakkında genel bilgilerin verildiği toplantıya katıldık.
Toplantı sonrası yıldızların altında son bir plaj keyfi
yapıp çadırlarımıza çekildik.
8 Ekim Perşembe
: Yücelen otelde tüm katılanlarla beraber renkli bir kahvaltı ve seremonilerin
arkasından grup toplu olarak hareket etmek üzere yola çıktı. Kultak'a doğru 350 metreyi
tırmanmaya başladık. Kultak'taki kahveye vardığımızda grubu yakalamıştık. Bir
gün önceden ısmarladığımız ayranları mideye indirdikten sonra yola devam ettik.
9 Ekim Cuma : Çökertmede kaldığımız pansiyonun mutfak ekipmanlarının yeterli olması nedeni yakındaki bakkala araba ile gidip kahvaltı malzemelerini aldık. Keyifli bir kahvaltı yaptık. Kahvaltı yaparken titiz Osman ağabeyimiz bisikletlerin son bir kontrolünü yapıyor.
Kahvaltıyı hazmedip yola çıktığımızda doğal olarak Çökertme de
bizden başka hiç bir bisikletçi kalmamıştı. 450 metrelik Mazı rampasını
kendimizi sıkmadan yavaş yavaş çıktık. Gökbel köyünde arabalı ekipte bize
yetişti ve normal olarak gazoz molamızı verdik. Kahkalarımızdan ve şamatamızdan, çardağın
gölgesindeki köylüleri kaçırdık ve orayıda zapt ettik. Osman ağabeyimiz bandanasını kaybedince Şenay'ın yemenisine kaldı. Neyseki sonunda düzgün bir şekilde takmayı başardı. Yoksa yanında olmayacaktık.
Yokuşun son kalan 100 metresini de
tırmandıktan sonra saldık kendimizi yokuş aşağı göğsümüzü rüzgara siper etmeden başımızı gidona yapıştırarak. Mumculara yaklaştığımızda henüz karnımızın acıkmaması nedeni ile, köye girmeden Yalıçiftliğe doğru pedal basmayı uygun gördük. bu arada arabalı ekibe bizim kavurmaları paket yapıp Bodrum'a götürmelerini söyledik. Yolu biraz kestirince doğal olarak grubu yakalamış olduk. 250 metrelik rampayı rahatlıkla aşıp saldık kendimiz aşağıya yine. Yalıçiftlik yolunda yine tek sıra olup Hasan'ın deryarında 35-40 km süratle basmaya başladık. Yalıçiftlikte nefis bir kumsal görünce basmaktan vaz geçip bir keyif daha yapalım dedik. Bu arada Hasan ikinci defa lastik patlattı. Osman la Hasan lastik tamir ederken, Hüseyin'le ben anadan üryan bir şekilde deniz keyfimiz yaptık. Tekrar pedallamaya başlamıştık ki Kızılağaçta bütün grubun bekleyeceğini ve Bodrum'a toplu olarak girileceğini öğrendik. Sıkıntılı bir bekleme sürecinden sonra nihayet yola çıkıldı.
Hasan Hüseyin ikizler ve tabii
hemen artlarından ben en ön sıralara yerleştik. Ön sıralarda giderken birden
kendimizi Bodrum'a inen yokuşta bulduk ve saldık kendimiz aşağıya.İkizler
Bodrum'u hiç görmemişler, hemen daldık meşhur çarşıya, Bisikletlerimizin
arkasındaki İzmir Bisiklet Derneği plakalarını o saatlerde müşterisi olmayan tüm
tezgahtarlar okudu, hatta bazı turistler bile okumaya çalıştı. Zeki Müren'in
müzesine kadar gidip geri döndük. Çarşı faslından
sonra Gümbet'teki Zetaş kampına ulaştık. Grup kampa varmıştı. Bizim çadırlarda
kurulmuştu bu arada.
Kıyafet değişimi ve banyo sonrası Zetaş'ın meşhur
keşkekini
ve lokumunu yemeye gittik. Yemek sonrası helvada ilaç gibi geldi.GBT
yöneticileri yemek sonrası Bodrum Belediye Başkanının eşi ile sahnede idi. Beni
yine sahneye çıkardılar. Epey meşhur olduk bu turda.
Toplantılar sonrası ver
elini Bodrum barlar sokağı.
Geceyi Halikarnasta noktalayacaktık ama
iyiki o saatte açık değildi. 10 Ekim Cumartesi :
Bu sefer ilk defa grupla beraber hareket ettik. Hep beraber Bodrum içinden feribotun
kalkacağı noktaya ulaştık. Arabayıda yerleştirdik feribota. Üst güvertede GBT
tarafından verilen kahvaltıya bizdeki malzemeleride ekleyip zengin bir kahvaltı
yaptık.
Güzel bir havada keyifli bir tekne turundan sonra
Datça limanına vardık.
Geçen senelerde olduğu gibi yine lezzetli olan yemekleri
mideye indirip, Osman'la beraber Datça limana doğru gidip şirin bir kafede Türk
kahvesi ile bir sindirim seansı yaşadık.
Datçaya ilk defa gelen ikizleri ve arabalı ekibi, Can Yücel'in evinin bulunduğu eski Datçaya gönderdik.
Yediklerimizi hazmettiğimize karar verdikten sonra anayola çıkmadan kıyın kıyın Aktur'a doğru gidebilirmiyiz diyerek deniz kıyısına vurduk rotayı. Bir süre yazlıkların arasından beton yoldan, daha sonra ise toprak yollardan ama denize sıfır giderek 10 km yol gittikten sonra anayola çıktık. Osmanla beraber 17-18 km hızla keyifli keyifli yola devam ettik. Bu arada ikizler aradı ve 10 km geride olduklarını ve yola çıktıklarını söylediler. Yaklaşık 40 dakika sonra arkamızdan bir kamyon sesi geldi ve irkilip arkaya bakacakken Kamyon Hasan yanımızdan jet hızıyla geçti Ardından da Hüseyin. 40 km süratle bastırmışlar. Gençler gelince rahatımız bozuldu, mecburen bizde hızımızı arttırdık 25-30 km süratle kısa zamanda Aktur kampına vardık. Aktur'da orman kampının bungalovlarında konforlu bir şekilde kalmaya karar verdik. Zaten hanımlar yerleşmişti. Aktur nefis koylara sahip. Deniz keyfi ve katılımcılar ile sosyal iletişimden sonra tekrar bizim ekiple bir araya gelip Aktur'un sakin keyifli ortamında yürüyüşümüzü yaptıktan sonra akşam yemeğine katıldık.Yemek sonrası kişisel tanıtımlarda Ateştopunun özgeçmişini ve bisiklet hayatını kahkahalar atarak dinledikten sonra Aktur sahilinin keyfini çıkardık.Gecenin ilerleyen saatlerinde Emre Polat'da GBT ye katıldı. Çadır alanını bulması ve çadır kurulumuna yardımcı olduktan sonra Emre ve arkadaşı ile bungalovların önünde son bir demlenme yaparak geceyi sonlandırdık. 11 Ekim Pazar
: Aktur'un nefis sahilinde kahvaltımızı yaptıktan sonra, Belgin'le beraber Aktur'un iki koyunun arasındaki yarımadanın en üst noktasına kadar
tırmandık. Bayrak direğine kadar. Özer Türk heykelini geçtik, vericileride
geçtik, çıkın çıkın daha yukarı. Bu resmi kolay kolay göremezsiniz. Kıymetimizi
bilin. Ayrıca hiç bir fotoğraf makinesi bu kadar büyük bir balıkgözü açısına
sahip olmaz. bunuda bilesiniz. Biraz daha oyalandıktan sonra,
ikizler Osman ve ben pedallamaya
başladık. Hasanı öne aldık yine ve takıldık peşine. Hasan'a 28 km hızla git
dediğimizde Hasan yokuş yukarıda 28 km hızla gidiyor. bu nedenle sık sık yeni
hız bildiriyoruz Hasan'a. Arabalı ekip bizi geçti ve Balıkaşıranda grupla resim
çektirdi. Bu sırada bayanlardan biri telefonunu kampta unuttuğunu hatırladı ve
arabalı ekip geri döndü. Bizde Balıkaşırana vardığımızda arabalı ekip yeniden aynı yere
gelmişti ve bizimle beraber tekrar grup fotoğrafı çektirdiler. Arabamız dahil
tam kadro ekibimiz. Yokuş aşağı kendimizi salmadan önce
giyinmekte fayda var. Yokuş aşağı 60-65
km hızla saldık kendimiz aşağıya. Düz yola gelince yine ip gibi ard arda
sıralandık ikizlerin arkasında. Yemek yenilecek yere zamanında yetişip,
kahvaltıdan sonra acıkmayız derken öğlen yemeğini afiyetle mideye indirdik.
Öğlen yemeğini hazmederken, grup çoktan yola koyuldu. Bir süre sonra bizde
pedallamaya başladık ve önceden planladığımız içmeler plajında arabalı ekiple
buluştuk. Deniz sefası yaptık ve hatta bu yetmedi Osman'la Şenay birde jetski
sefası yaptılar. 12 Ekim Pazartesi
: Elegance otelde açık büfe kahvaltı sonrası bisikletlerimiz ve
arabamız hazır. Acele etmeden 4 kişi
olarak pedallamaya başladık. 230 metrelik Marmaris yokuşu bize hafif geldi.
Tepeden aşağı saldık gene kendimizi 65-66 km ile. Çetibeliye kadar geldik.
Kafamda Çetibeli Köyceğiz arasında kestirme bir yol var diye kalmış. İlk Markette
sorduk Köyceğiz yönüne buradan yol varmı diye. Genç bir çocuk var abi
dedi, orta yaşlı bir başkası buradan gitmeyin çıkamazsınız çok karışık dedi. 3.
bir kişiye sormak üzere köprünün öte tarafına geçtim. Bal peteklerinin
çerçevelerini yapan asık yüzlü vatandaşa sordum. Var ama sen gidemezsin dedi. Eh
artık oradan gitmemiz için bir sürü sebep oldu. Ekip üyelerine sorunca sen
gidiyorsan bizde geliriz dediler. Bu arada Osman bir kavunu kesip bize ikram
etmekte idi. Kavunu mideye indirdikten sonra girdik bilinmeyen yola doğru.
Daha ilk çatalda yanlış yola sapıp neyse ki fazla gitmeden geri dönüp doğru yola
girdik.
Genelde
güney ve doğu yönünde ilerledik. Hesaplarıma göre böyle gidersek Aksaz'a askeri
bölgeye inecektik. En son vardığımız yol ayrımında kararsız kaldık. Bu arada
13.km olmuştu orman içinde. Kararsız beklerken birden bir araç uğultusu duyduk.
Her zaman nefret ettiğimiz araç uğultusu bize tatlı bir nağme gibi geldi.
Kocaman bir ormancı kamyonu yanaştı dibimize. Kaptandan doğru yolu öğrendik ve
bir süre daha zirvelerde devam edip inişe geçtik. Yolu öğrenince yüzümüz gülmeye
başlamıştı.
Ve ardından pedallamaya başladık. Aşırı yemenin
verdiği rehavet ile ağır ağır giderken Hüseyin bir anlık dikkatsizlik ile
kendini yerde buluverdi. Neyse ki problem yoktu. yola devam ettik. Dağlardan
geçerken bisikletlerimiz aşırı kirlenmişti. Kir pas beni pek rahatsız etmez ama,
Osman beyin kirli bisiklet ile gitmekten dişlerinin kamaştığını hissediyordum.
Zaten ilk gördüğümüz benzinciye hemen daldı.
Osman, otomobil yıkama fırçası ile
bisikletini zincirler dahil temizlemeye başladı. Fırçanın ucu yağlandı haliyle.
Pompa görevlisi fırçanın yağlandığını söyleyince Osman hemen fırça parasını
verdi görevliye. Ardından bizim bisikletlerde temizlikten nasibini aldı. Bu
arada yediklerimizi de sindirmiştik epeyce. Sıkı bir tempoda başladık pedal
basmaya bir ip gibi Hasanın ardında. Tabii ilk havuzlu bakkalda yine gazoz
molası.
Pedalamaya devam. Köyceğiz merkeze girdik. Sahilden kampa doğru
giderken, Halit ve Nilgün baş başa göl kıyısında oturuyorlardı. Hemen masalarına
yanaşıp son kalan meyvaları bitirdik. Ardından birerde bitki çayı. Bu arada Nilgün telefonunu kaybettiği için üzgündü, onu teselli ettik. (
telefon sonradan
bulundu neyseki ) Bu arada Alman
vatandaşı Necla hanımın hayat hikayesini dinledik ayak üstü. Neyse oda bitti ve
kampa pedallamaya devam ettik. Kendini bungalov zanneden odalarımıza arabalı
ekip zaten yerleşmişti. Belediyenin getirttiği akşam yemeğini de afiyetle
indirdik mideye. 13 Ekim Salı : Grup
kahvaltısını bitirip yola çıkarken biz daha yeni kahvaltıya oturuyorduk.
Ekibe döndüm ve sordum tamam mı? devam mı?
Ekip yağmurluklarını giymiş bir vaziyette selenin üzerinde idi.
Bu arada arabalı ekip yine yolu şaşırıp Kaplıca yerine köyceğize
gidip geri geldi. Kaplıca sonrası grup bisikletlerini pikablara yükleyip kamp
yerine dönerken biz ters yönde devam edip göl kıyısından Çandır'a kadar pedal
bastık. Buradan Kaunos harabelerinin içinden geçerek
14 Ekim Çarşamba : Yine keyifli bir kahvaltının ardından, .
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Bu turda
gerçek bir ekip olmanın ne demek olduğunu bir kez daha öğrendim. Çokta keyif
aldım. Arabada gelerek bize destek olan ve pedallayarak her daim yanımızda olan
tüm arkadaşlarımı zoru başardıkları için kutluyor ve her birine teşekkür
ediyorum. Bir sonraki turda görüşmek üzere hoşçakalın. Gürcan Yılmaz |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||