Bisiklet üzerinde 10 gün, 12 kişi, 720 km.

    Gökova turuna 2 defa katıldık. 3.tura katılıp katılmamak konusunda sevgili dostum Dr.İsmail ile tereddütte idik. Bülent Savran ve arkadaşlarının turu düzenlemesi ve de İzmir Bisiklet Derneği Başkan Yardımcısı olmam sıfatı ile Ege'de kardeş bir Bisiklet Derneğini desteklememiz gerekiyordu. Bu sefer farklı bir şey yapmamız lazımdı. İzmir'den Akyaka'ya bisikletle gitmeye karar verdik. Rotamızı planlarken minimum trafik yoğunluğu, maksimum doğa güzelliği kriterini göz önüne aldık. Bir kaç denemeden sonra rotamız belli oldu.Bu arada planlarımızda iki değişiklik oldu. Muğla Bisiklet Derneği turu Köyceğiz'e kadar uzattı ve bizim hanımlarda araba ile bisikletlilere(bize) katılmaya karar verdi.

Muğla Bisiklet Derneğine katkıda bulunmak üzere aşağıdaki afişi hazırladım, onlarda beğenerek bu afişi kullandılar tanıtımlarında.


Gökova Bisiklet Turu = GBT

Rotayı planlarken mapmyfitness.com programını kullandık. Pedallayacağımız her yolun hem yüksekliğini hem de iniş çıkış eğimini bilerek, yükseklik ölçerden ve de km saatinden plan ve gerçeği devamlı kontrol ettik. Hazırladığımız haritalar ile ölçümlerimizin birebir tuttuğunu gördük. Yükseklik ve mesafeyi bilerek gittiğimiz zaman hem enerjimizi hem de motivasyonumuzu daha iyi ayarlayabildik.

Rotamız  :  (Rota haritaları için sağdaki linklere tıklayın)

Gün  

Güzergah

Km    
1   İzmir(Konak)-Menderes-AhmetBeyli-Pamucak-Kuşadası 85   Tıkla
2   Kuşadası-Söke-Milet-Akköy-YeniAkköy-Akbük(Didim) 89   Tıkla
3   Akbük-Kazıklı-İasos-Milas-Beçin-Ören 88   Tıkla
4   Ören-Akbük-Akyaka 45   Tıkla
5   GBT 1.gün    Akyaka-Ören-Çökertme 65   Tıkla
6   GBT 2.gün    Çökertme-Mumcular-Yalıçiftlik-Bodrum  80   Tıkla
7   GBT 3.gün    Bodrum-Datça-Aktur 35   Tıkla
8   GBT 4.gün    Aktur-İçmeler-Marmaris 65   Tıkla
9   Marmaris-Çetibeli-(Dağyolu)-Kızılyaka-Köyceğiz 80   Tıkla
   

Çetibeli-Kızılkyaka Dağyolu (21km) haritası ->

    Tıkla
10   Köyceğiz-SultaniyeKaplıcaları-Çandır-Kral Mezarları-Dalyan-Ortaca-Köyceğiz 70   Tıkla

 4 Ekim pazar günü her zamanki saatimiz 8:00 da Konakta buluşmak üzere sözleştik. İzmir Bornova'dan yola çıkarken ufak bir kriz yaşadık. Eşim Belgin araba ile gelecek bayanlara, fazla eşya almayın sadece 2'şer çanta yeter demiş. 2'şer çanta ve Belgin'in ekstra eşyalarını görünce kaynar sular başımdan döküldü. Bu kadar eşya bizim sedan arabaya nasıl sığacaktı. Arabaya bide LPG taktırdık. stepnede bagajda dururkene. Sonunda ne haliniz varsa görün ben pedala basar giderim diye düşündüm ve bir daha bagaja yerleştirme işi ile ilgilenmedim. Bagaj yerleştirme sorumlusu otomatik olarak Belgin oldu. Ve de fotoda görünüdüğü üzere  başarılı olduğunu söylemeliyim.

 

 

 

Bisikletle tura katılanlar :      Gürcan, Dr.İsmail, Osman, Nilgün, Hasan, Hüseyin, Mehtap, Serpil.
Araç ile gelenler :                    Belgin, Şenay, Atika(Kaptan şoför), Engin.

 

 

4.Ekim pazar :

Sabah 8:00 da sözleşip her zamanki gibi 8:45 de yola çıktık.

Arabalı ekibe bizi Menderes'te Belediyenin kahvesinde kahvaltıyı hazırlayıp beklemelerini söyledik.

Sakin bir sürüşten sonra Menderes'e varıp hep beraber hazır olan kahvaltıya oturduk.

Keyifli bir kahvaltı sonrası arabalı ekibi orada bırakıp yola devam ettik.

 

 

Menemenli ikizler Hasan ve Hüseyin kardeşlerin dışındaki bisikletlilerin yaş ortalamasının  45-50 olması nedeni ile kendimizi sıkmadan her 20 km de bir dinlenme molası verdik. Solda ikizler ve sağda ikizlerin ağır vasıtaları.

 

  2. molamız Değirmendere köyünün merkezindeki yoğun ağaç gölgesindeki köy kahvesi oldu. Kahvecinin Orhan Gencebay'dan çaldığı parçalar bizi bayağı havaya soktu ama, saatin erken olması vede daha pedal basacak olmamız nedeni ile kendimizi tuttuk ve pedal basmaya devam ettik. Bir sonraki molamız 20 km sonra Ahmet Beyli'de oldu. İsmail'in önerisi üzerine ortak bir hesap oluşturup ortak hesaptan ilk 2,5 litrelik portakallı gazozumuzu da alıp afiyetle paylaştık.  Bu arada ateştopunuda muhasebeci olması nedeni ile ortak hesabın sorumlusu yaptık.

 

 

 

Sahil şeridini takip ederek önce Pamucak'a saptık.

Pamucak yolu üzerindeki karavan kampingde bir mola daha verdik. Kocaman bir karpuzu 7 kişi anında yok ettik.
Pedallamaya devam edip su parklarının yokuşuna tırmandık. Pamucak sahilini arkamızda bırakarak.


Kuştur önünden geçerek kıyın kıyın Adakuleye ulaştık ve tekrar sahil şeridine saparak otellerin arasından en son yediğimiz karpuzun verdiği enerji ile rampaları aşıp Kuşadasın'daki Önder kampinge rahatlıkla ulaştık.

Arabadaki ekipten bazıları ilk defa çadır kuruyorlardı, hiç işlerine karışmadık, kısa sürede öğrendiler çadır kurmasını.

Çadırlar kuruldu , Duş ve kıyafet değişimi ardından herkesin keyfi yerinde.

 

Akşam yemeği için çıktık Kuşadasının gece hayatına.

Karakolun arkasındaki salaş lokantada balık ekmek(2TL) ve bira(3.5TL) ısmarladık kendimize.

.

Kuşadasında biraz daha dolaştıktan sonra ilk günde daha pedallamaya alışamamış bedenlerimiz  uykuyu istedi hemen.

5 Ekim Pazartesi  : Hafif bir kayıntıdan sonra Söke'de esas kahvaltıyı yapmak üzere çadırları, eşyaları vede hesabı arabalı ekibe bırakıp yola çıktık. Arabalı ekipde bizler için kendilerini feda edip markete alışverişe gitti.

 

Pedallarken mümkün olduğunca yemek sonrası yokuşları çıkmamaya dikkat ettik. Kuşadası-Akbük etabının da en yüksek noktası hemen Kuşadası çıkışı olduğu için, esas kahvaltıyı Söke'de yapmayı planladık. Kuşadası Söke etabında grup epeyce dağıldı, Serpil, Hüseyin, İsmail, Mehtap kayboldular. Geriye kalan 4 kişi arabalı ekibin yol üzerinde bulduğu kahvaltı mekanına ulaştı. Serpil'le Hüseyin'de kahvaltı mekanına bir süre sonra geldi. İsmail'den aldığımız bilgiye göre Mehtap'ın lastiği patlamıştı. Mehtap ve İsmail yanlarında yama ve  tamir takımı taşımayıp bize güvendikleri için kalmışlardı Söke rampalarında. Neyseki Ateştopu'nun otostop çalışmaları sonucu bisikletleri bir minübüse atıp kahvaltı noktasına ulaştılar.

Arabalı ekip kahvaltı hazırlıklarına başladı.Bu arada Şenay hemen bahçeden roka ve maydonozları toplayıp kahvaltımızı yeşillendirdi, bizi en taze vitaminlerle ödüllendirdi.

 

Kahvaltı sonrası yine herşeyi bırakıp, bir süre anayolda gittikten sonra , sakin Milet yoluna saptık ve keyifle pedallamaya devam ettik. Bu yolda 4 erkek bencilce davranıp, grubun geri kalanını ektik ve birbirimizin deryarında ip gibi tek sıra Milet'e kadar sıkı pedal bastık. Yol üzerindeki tüm çocuklar bize "Hello" diyorlardı, bizde onlara "merhaba" yada "selam" diyorduk. Milet'e girdiğimizde de satıcılar hello diyerek bizi kendi mekanlarına çağırmaya başladılar. Pazarlık uzmanı ve doğuştan esnaf olan Osman abimizi saldık üzerlerine. Osman abimiz 3 TL lik meyve suyunu 1 TL ye indirdi ve oturduk bir yere.  Yarım saat sonra ekibin devamı gelmeye başladı oturduğumuz yere.
En sonra da arabalı ekip ulaştı. Yol üzerindeki başka bir ören yerinede uğramışlardı. Nar sularımızı içip dinlendikten sonra pedallamaya devam ettik ekip olarak.

 

Bir sonraki durağımız Akköy oldu. Akköy kahvesinde kara incirlerimizi yiyip sodalarımızı içtikten sonra yeni Akköy yolu üzerinden Didim Akbük'e ulaştık. Osman abimizi saldık şehre bize en konforlu ve en ekonomik yerleşim yerini bulsun diye. Gerçektende buldu. 12 kişi 100 TL ye bir gece gayet konforlu bir şekilde kaldık.  Akbük'ün kumlu plajında deniz banyomuzu yaptık ve sahildeki lokantaya kapağı attık. Bir ara yan lokantadaki müziğin etkisiyle bizim lokantayı dans pistine çevirdik.

 6 Ekim Salı  :  Sabah her zamanki gibi hesap ve toplanma işlerini arabalı ekibe bırakıp yola çıktık. En zorlu parkurumuz bugün. Toplamda 1300 metre tırmanacağız. İlk tırmanış Kazıklı köyü. Eğim %9 . Her zaman yaptığımız gibi esas kahvaltıyı yokuş sonrasına planladık. Arabalı ekip Akbük'te kahvaltılık malzeme alışverişi yapıp yokuşların tepesinde bizi yakalayacaktı. Pedallayarak birinci ciddi yokuşu çıkıp Kazıklıya ulaştık.

Araba henüz gelmemişti, Gruba hiç bir şey söylemeden yola devam ettim. bir inişin ardından tekrar tırmanarak Gürçamlar köyüne geldik. Arabadan hala haber yoktu. Gruba çaktırmadan yola devam dedim. Kızılağaç köyünede vardık. Artık aç açına gidecek halimiz kalmamıştı. Kızılağaç köyü geçtiğimiz köylerin en garibanı idi, Kazıklıda 10 adet köy kahvesi saymıştım bu köyde ise sadece 1 adet vardı ve biz orada iken daha açık bile değildi. 8 bisikletçinin açlık sınırında yokuşları çıkması nedeni ile arabadakilere tel ettim.

Türkcell kominikasyon sağlasam mı sağlamasam mı diye düşünürken zar zor ulaştım. Arabadan kahkalar ile 4 bayanın sesi geliyordu. Bafa Gölünde çok dalga var diyorlardı. Kan beynime sıçradı, gözüm döndü. Telefonda Belgin'e aklıma gelen her türlü negatif bilgiyi gönderdim. Hatların azizliği nedeni ile söylediklerimin yarısı duyulup yarısı duyulmamış. Geldikleri yoldan geri dönmelerini ve Akbük içinden Kazıklıya geçmeleri gerektiğini bi şekilde anlattım telde. Bisikletlilere durumu anlatıp vakit kaybetmemek için bir süre daha pedala basmamız gerektiğine ikna ettim.

Bir sonraki durağımız İasos da Mor Ev oldu. Her şerde bir hayır vardır derler. Çok keyifli bir yer keşfetmiş olduk. mor Evin işletmecisi Kayahan bey bize çok yardımcı oldu.
 

Arabalılarda neyseki Mor Ev'e vardılar ve hep beraber herşeyi unutup İasos manzaralı mekanda çok keyifli bir kahvaltı yaptık.

 

Kahvaltı sonrası hafif bir yokuş ve ardından uzun süre düz yollarda giderek Bodrum-Muğla anayoluna ulaştık. Şansımıza anayolun bir tarafını kapatmışlar, hemen kapanan yola girip hiç trafik stresi olmadan rahat rahat yokuşları tırmanarak Milas'a vardık. Beçin'de daha önceden planladığımız saatte molamızı verdik. Beçin'e girerken arabalı ekip bizi Beçin kalesinin en tepe noktasından takip ediyordu. 2.5 litrelik gazozumuzu hep beraber paylaşıp biraz dinlendikten sonra yola devam ettik.3 gündür arka arkaya pedallayınca artık yokuşlar gözümüzde küçülmeye vede hemen bitivermeye başladı. Yol üzerinde karpuz satan tezgahlardan birine yanaştık. Tezgahtaki köylü arkadaşa karpuzu 8'e bölmesini söyledik. 1. karpuz kesmedi. 2. karpuzuda kestirdik.


Karpuzdan arda kalanlar ve karpuz güzelleri. Bi kavanozda bal aldıktan sonra yola devam ettik.

Bu arada arabalı ekip Ören'e vardıklarını ve GÜNEŞİN SOFRASI isimli  pansiyona fiyatta anlaşmadan yerleştiklerini tel ile bildirdiler. Osman ile benim içime bir kurt düştü bu işten bi problem çıkacak diye. Ören'e ve bahsedilen pansiyona vardık. pansiyon sahibi hanımefendi güzellik uykusuna yatmış. Beklerken deniz banyomuzu yaptık. Neyse hanımefendi uyandı. Osman ve arkadaşlar hanımefendi ile anlaşmaya çalıştı. Ören'in bomboş ortamında bize kişi başı 40 TL fiyat çekti bayan. Kişi başı 10-15 tl aralığında kaldığımız için fiyatı yüksek bulduğumuzu  söyledik. Kadının gözlerinden alevler fışkırarak bu fiyatın çok uygun olduğunu bağıra bağıra anlatmaya başladı bize. Kalamayacağımız söylediğimizde de hanımların 2 odaya yerleştiğini ve 2 odanın parasını istediğini bildirdi. Vermezsekte Jandarmayı çağırmakla tehdit etti bizi. Ben hemen ortamdan ayrıldım, bisikletime atlayıp başka bir mekan bakmaya başladım. Ören'in merkezinde Haluk Otel'i buldum. Otel sahibi mütevazi, efendi ve hemşehrimiz olan Ali beyle tanıştım, fiyatta anlaştım. Bir problem yaşanmaması için burada grubumuz ikiye bölündü sinirli şişman bayanın eski püskü pansiyonunda 2 oda tutuldu. Grubun diğer kısmıda Haluk Otel'e geldi.

Ören'deki esnaf lokantasında ekip tekrar bir araya geldi ve akşam yemeğimizi yedik. Hüseyin resim çekiyor.



Ardından , Haluk Otel'in terasında denize karşı Joan Baez dinlerken yorgunluğunda etkisi ile yavaş yavaş mayıştık.

 Şişman sinirli kadının pansiyonunda kalacaklar ayrıldı. 

7 Ekim Çarşamba  : Bugün yolumuz sadece 45 km. Acele etmemize gerek yok. Sabah deniz keyfi sonrası, otel sahibi Ali beyle anlaştığımız üzere bütün grup kahvaltıyı yapmak üzere Haluk Otelin terasında buluştuk.Terastan bir manzara.


 

Otel sahibi Ali bey, terastaki kahvaltı masamız ve "Ra" dövmeli Engin.


Kahvaltıyı iyice hazmettikten sonra ağır giden arkadaşları önceden gönderdik ve bir süre daha takılıp, kalan 4 kişi olarak dinlenmiş ve hazmetmiş olarak yola çıktık. %9 eğimli 350 metrelik  Ören-Alatepe-Kultak yokuşları vız geldi tırıs gitti. Bir baktık Alatepeye ulaşmışız. Yokuşu çıkarken bir eşekarısı Osman'ı çok sevdi. Başının üzerinden ayrılmayarak bir kondu bir kalktı. En sonunda dayanamayıp uzaklaştırmaya çalıştım. Arı sağ elimi eldivenin üzerinden sokmayı bi şekilde becerdi. Ama malesef anında öldü. Alatepeye yaklaşırken, Hasan ilk lastik patlaması vakasını gerçekleştirdi. Alatepede bakkalcı bayana amonyak varmı diye sorduk. tabiiki yoktu. Köylülerden bir adam bişey olmaz beni kaç arı aynı anda soktu diye hayat hikayesini anlattı. Osman'la yine litrelik gazozumuzu alıp Hasan Hüseyin ikizlerinin lastik tamir etmelerini seyrederken  zaman ve mekanın keyfini çıkarttık. 

Alatepe'den ayrılıp Kultak köyüne vardığımızda önden çıkan ekibe yetişmiştik. Onlarla beraber Kultak ta bir kahve keyfi daha yapıp kahveciye yarın bu yoldan 100 kişi geçeceğini ve bol bol ayran hazırlamasını tembih ettik.

Keyifli 350 metrelik inişten sonra Akbük'e vardık. Arabalı ekiptekiler çoktan mayolarını giymişler, biraları açmışlar keyiflerine bakıyordu. Bizde hemen ortama uyduk. Turumuz boyunca en keyif aldığımız deniz ve plaj Akbük te idi. Akvaryum gibi bir deniz, ayağı rahatsız etmeyen bir kumsal, suya balıklama atlamak için güzel bir iskele.

Balıklama ve karınlama atlayanlar aşağıda :

 Osman ortadan kayboldu biz keyif yaparken.

 Bir süre sonra göründü. Balıkçılardan barbun almış, lokantacı ile pişirmek üzere anlaşmış. Engin'le Osman denizde barbunları becerikli bir şekilde temizlediler.Deniz keyfinden sonra nefis bir barbun keyfi yaşadık.

Yediklerimiz hazmetmek için makul bir süre bekledikten sonra kalan 20 km yi aşıp Akyakaya varmak üzere pedala bastık. Nedense bu son 20 km bir türlü bitmek bilmedi. Neyse ki sonunda ulaşabildik ve kamp yerine bizden önce ulaşmış ve çadırları kurmuş olan arabalı ekibi bulduk.

Akyaka Orman Kampında kamp hali. .

GBT ekibinden tanıdıklarımız ile hasret giderdik, yeni gelenlerle orada tanışmaya başladık ve hep beraber balık ekmek yemeye gittik.

Dost ve tanıdık bisikletçiler ile beraber yemeğimizi yeyip GBT hakkında genel bilgilerin verildiği toplantıya katıldık.

Toplantı sonrası yıldızların altında son bir plaj keyfi yapıp çadırlarımıza çekildik.

 

8 Ekim Perşembe  : Yücelen otelde tüm katılanlarla beraber renkli bir kahvaltı ve seremonilerin arkasından grup toplu olarak hareket etmek üzere yola çıktı.

Biz bu tür turlarda epeyce deneyim kazandığımız için, Gökova orman kampının muhteşem sahilinde deniz banyosu yaptıktan sonra çıkmayı planladık. Grubun hareketinden 1,5 saat sonra son 4 kişi olarak ikizler, ben ve Osman yola çıktık. Bir gün önce bize çok zor gelen 20 km yi bu sefer çok rahat aştık. Resimde GBT yöneticilerinden dostum Adnan ile beraberiz.,

Kultak'a doğru 350 metreyi tırmanmaya başladık. Kultak'taki kahveye vardığımızda grubu yakalamıştık. Bir gün önceden ısmarladığımız ayranları mideye indirdikten sonra yola devam ettik.
Ören'e grubun ön sıralarında varıp hemen gözlemeleri yemeye daldık ve ardından çoktan plaja serilmiş olan arabalı ekibin yanında bizde plaja ve denize kavuştuk. Grubun hareket etmesini bekleyip yaklaşık 1 saat sonra bizde yola çıktık. Grubumuzun en güçlüsü kamyon lakaplı ikizlerden Hasan'ı öne geçirip onun deryarında tek sıra yola devam ettik. Rahat bir pedallamadan sonra Çökertmeye vardık.
Bayanlar çadırda kalmayı uygun görmedikleri için son kalan  pansiyon odalarını bulup yerleştik. Hemen masa başı keyfine geçtik.


Kısa bir deniz molası ve ardından toplu olarak yemek seremonisi.


Ardından Bülent Savran (üstte, sol altaki resim, Muğla Bisiklet Derneği Başkanı, Muğla Adli Tıp Müdürü ) tek tek kişileri sahneye davet edip kısa bir özgeçmişlerini ve bisiklet ile nasıl buluştuklarını anlattırdı. Bende nasibimi alarak sahneye çıktım ve bisiklet hayatımı anlattım. Ben konuşurken bizim ekip homepatik Ateştopunu klasik tıb ile iyileştiriyordu.

9 Ekim Cuma  : Çökertmede kaldığımız pansiyonun mutfak ekipmanlarının yeterli olması nedeni yakındaki bakkala araba ile gidip kahvaltı malzemelerini aldık. Keyifli bir kahvaltı yaptık. Kahvaltı yaparken titiz Osman ağabeyimiz bisikletlerin son bir kontrolünü yapıyor.

   

Kahvaltıyı hazmedip yola çıktığımızda doğal olarak Çökertme de bizden başka hiç bir bisikletçi kalmamıştı. 450 metrelik Mazı rampasını kendimizi sıkmadan yavaş yavaş çıktık. Gökbel köyünde arabalı ekipte bize yetişti ve normal olarak gazoz molamızı verdik.

Pesin veren oturuşumla karşınızda ben ve Gökbel köyü sakinleri. (Kayhan dostum kulakların çınlasın..)

Kahkalarımızdan ve şamatamızdan, çardağın gölgesindeki köylüleri kaçırdık ve orayıda zapt ettik.

Osman ağabeyimiz bandanasını kaybedince Şenay'ın yemenisine kaldı. Neyseki sonunda düzgün bir şekilde takmayı başardı. Yoksa yanında olmayacaktık.

Yokuşun son kalan 100 metresini de tırmandıktan

sonra saldık kendimizi yokuş aşağı göğsümüzü rüzgara siper etmeden başımızı gidona yapıştırarak. Mumculara yaklaştığımızda henüz karnımızın acıkmaması nedeni ile, köye girmeden Yalıçiftliğe doğru  pedal basmayı uygun gördük. bu arada arabalı ekibe bizim kavurmaları paket yapıp Bodrum'a götürmelerini söyledik. Yolu biraz kestirince doğal olarak grubu yakalamış olduk. 250 metrelik rampayı rahatlıkla aşıp saldık kendimiz aşağıya yine. Yalıçiftlik yolunda yine tek sıra olup Hasan'ın deryarında 35-40 km süratle basmaya başladık. Yalıçiftlikte nefis bir kumsal görünce basmaktan vaz geçip bir keyif daha yapalım dedik. Bu arada Hasan ikinci defa lastik patlattı. Osman la Hasan lastik tamir ederken, Hüseyin'le ben anadan üryan bir şekilde deniz keyfimiz yaptık. Tekrar pedallamaya başlamıştık ki Kızılağaçta bütün grubun bekleyeceğini ve Bodrum'a toplu olarak girileceğini öğrendik. Sıkıntılı bir bekleme sürecinden sonra nihayet yola çıkıldı.

Hasan Hüseyin ikizler ve tabii hemen artlarından ben en ön sıralara yerleştik. Ön sıralarda giderken birden kendimizi Bodrum'a inen yokuşta bulduk ve saldık kendimiz aşağıya.İkizler Bodrum'u hiç görmemişler, hemen daldık meşhur çarşıya, Bisikletlerimizin arkasındaki İzmir Bisiklet Derneği plakalarını o saatlerde müşterisi olmayan tüm tezgahtarlar okudu, hatta bazı turistler bile okumaya çalıştı. Zeki Müren'in müzesine kadar gidip geri döndük.

Çarşı faslından sonra Gümbet'teki Zetaş kampına ulaştık. Grup kampa varmıştı. Bizim çadırlarda kurulmuştu bu arada.
Körle yatan şaşı kalkar. Kaptan şoförümüz Atika da bisiklet çalışmalarına başladı.

Kıyafet değişimi ve banyo sonrası Zetaş'ın meşhur keşkekini ve lokumunu yemeye gittik. Yemek sonrası helvada ilaç gibi geldi.GBT yöneticileri yemek sonrası Bodrum Belediye Başkanının eşi ile sahnede idi. Beni yine sahneye çıkardılar. Epey meşhur olduk bu turda.
 

Toplantılar sonrası ver elini Bodrum barlar sokağı.

Alttaki resimlerde: takside bile keyif yapıp fotoğraf çektirmeyi ihmal etmeyen ekip üyeleri ve Bodrum sokaklarında bisikleti ile bize gösteri yapan Ege.

Geceyi Halikarnasta noktalayacaktık ama iyiki o saatte açık değildi.

Bodrum çarşısında içtiğimiz bira ile geceyi noktaladık. Noktaladığımı zannediyordum ama o kadar fazla gürültü vardıkı, sabaha karşı 4:00 gibi uyanıp, yakın çevrede kısa bir tur attım. Alkol duvarını aşmış sarışın mini etekliler ve esmer delikanlılar yataklarına doğru yola çıkmışlardı. Meğer saat 4:00 da kapanıyormuş barlar. 

10 Ekim Cumartesi  : Bu sefer ilk defa grupla beraber hareket ettik. Hep beraber Bodrum içinden feribotun kalkacağı noktaya ulaştık. Arabayıda yerleştirdik feribota. Üst güvertede GBT tarafından verilen kahvaltıya bizdeki malzemeleride ekleyip zengin bir kahvaltı yaptık.

 

Güzel bir havada keyifli bir tekne turundan sonra Datça limanına vardık.
Datça merkeze kadar olan yolu kolayca geçip, öğretmen evinin geniş lokantasına ilk önce yerleştik.
 

 Geçen senelerde olduğu gibi yine lezzetli olan yemekleri mideye indirip, Osman'la beraber Datça limana doğru gidip şirin bir kafede Türk kahvesi ile bir sindirim seansı yaşadık.

Bu arada Hüseyin'de boş durmadı.

 Datçaya ilk defa gelen ikizleri ve arabalı ekibi, Can Yücel'in evinin bulunduğu eski Datçaya gönderdik.

Yediklerimizi hazmettiğimize karar verdikten sonra anayola çıkmadan kıyın kıyın Aktur'a doğru gidebilirmiyiz diyerek deniz kıyısına vurduk rotayı. Bir süre yazlıkların arasından beton yoldan, daha sonra ise toprak yollardan ama denize sıfır giderek 10 km yol gittikten sonra anayola çıktık. Osmanla beraber 17-18 km hızla keyifli keyifli yola devam ettik. Bu arada ikizler aradı ve 10 km geride olduklarını ve yola çıktıklarını söylediler. Yaklaşık 40 dakika sonra arkamızdan bir kamyon sesi geldi ve irkilip arkaya bakacakken Kamyon Hasan yanımızdan jet hızıyla geçti Ardından da Hüseyin. 40 km süratle bastırmışlar. Gençler gelince rahatımız bozuldu, mecburen bizde hızımızı arttırdık 25-30 km süratle kısa zamanda Aktur kampına vardık. Aktur'da orman kampının bungalovlarında konforlu bir şekilde kalmaya karar verdik. Zaten hanımlar yerleşmişti. Aktur nefis koylara sahip. Deniz keyfi ve katılımcılar ile sosyal iletişimden sonra tekrar bizim ekiple bir araya gelip Aktur'un sakin keyifli ortamında yürüyüşümüzü yaptıktan sonra akşam yemeğine katıldık.Yemek sonrası kişisel tanıtımlarda Ateştopunun özgeçmişini ve bisiklet hayatını kahkahalar atarak dinledikten sonra Aktur sahilinin keyfini çıkardık.Gecenin ilerleyen saatlerinde Emre Polat'da GBT ye katıldı. Çadır alanını bulması ve çadır kurulumuna yardımcı olduktan sonra Emre ve arkadaşı ile bungalovların önünde son bir demlenme yaparak geceyi sonlandırdık.

 11 Ekim Pazar  :  Aktur'un nefis sahilinde kahvaltımızı yaptıktan sonra, Belgin'le beraber Aktur'un iki koyunun arasındaki yarımadanın en üst noktasına kadar tırmandık. Bayrak direğine kadar. Özer Türk heykelini geçtik, vericileride geçtik, çıkın çıkın daha yukarı. Bu resmi kolay kolay göremezsiniz. Kıymetimizi bilin. Ayrıca hiç bir fotoğraf makinesi bu kadar büyük bir balıkgözü açısına sahip olmaz. bunuda bilesiniz.

Datça görünüyordu tepeden.Aktur'u tepeden izleyip ikizlere aşağıdan bizi çekmelerini söyledik. Malesef fotoğraf makinelerinin lensleri bizi o yükseklikten belirlemeye yeterli olmadı. Yok yok küçücükde olsak belli oluyoruz galiba.

Bende yukarıdan aşağı onları çektim.


Dağdan aşağı indiğimizde grup çoktan yola çıkmıştı.

Biraz daha oyalandıktan sonra,

 ikizler Osman ve ben pedallamaya başladık. Hasanı öne aldık yine ve takıldık peşine. Hasan'a 28 km hızla git dediğimizde Hasan yokuş yukarıda 28 km hızla gidiyor. bu nedenle sık sık yeni hız bildiriyoruz Hasan'a. Arabalı ekip bizi geçti ve Balıkaşıranda grupla resim çektirdi. Bu sırada bayanlardan biri telefonunu kampta unuttuğunu hatırladı ve arabalı ekip geri döndü.  Bizde Balıkaşırana vardığımızda arabalı ekip yeniden aynı yere gelmişti ve bizimle beraber tekrar grup fotoğrafı çektirdiler. Arabamız dahil tam kadro ekibimiz.

Yokuş aşağı kendimizi salmadan önce giyinmekte fayda var.

 Yokuş aşağı 60-65 km hızla saldık kendimiz aşağıya. Düz yola gelince yine ip gibi ard arda sıralandık ikizlerin arkasında. Yemek yenilecek yere zamanında yetişip, kahvaltıdan sonra acıkmayız derken öğlen yemeğini afiyetle mideye indirdik. Öğlen yemeğini hazmederken, grup çoktan yola koyuldu. Bir süre sonra bizde pedallamaya başladık ve önceden planladığımız içmeler plajında arabalı ekiple buluştuk. Deniz sefası yaptık ve hatta bu yetmedi Osman'la Şenay birde jetski sefası yaptılar.

İçmelerden Marmaris'in içine kadar denize sıfır yürüyüş yolundan yavaş yavaş gidip çevreyi ve çevredeki insanları izleyerek Marmarisin içine kadar ulaştık. Marmaris içerisinde kamping yerine pansiyon/otel türü bir yerde kalmayı planladık. Acelemiz yoktu, yaklaşık 1 saatlik bir aramadan sonra bütçemize uygun, havuzlu, açık büfe kahvaltılı, Elegance otel ile anlaştık.  Otelden, grubun buluştuğu Pekuz kampa  doğru yola çıktık ve grup arkadaşlarımızla buluşup, GBT nin organize ettiği yemeğimizi yedik.

Bu kadar yoğurdu kim yiyecek ?

Timur ile beraber şarkılar söyledik. (Timur resimde yok bu arada :-)   )

Ve ardından otelimize geri döndük. İkizler ve araba ekibinden iki bayan Marmaris gecelerine akarken biz yaşlılarda yataklarımıza geçtik.

 12 Ekim Pazartesi  : Elegance otelde açık büfe kahvaltı sonrası bisikletlerimiz ve arabamız hazır.

Acele etmeden 4 kişi olarak pedallamaya başladık. 230 metrelik Marmaris yokuşu bize hafif geldi. Tepeden aşağı saldık gene kendimizi 65-66 km ile. Çetibeliye kadar geldik. Kafamda Çetibeli Köyceğiz arasında kestirme bir yol var diye kalmış. İlk Markette sorduk Köyceğiz yönüne  buradan yol varmı diye. Genç bir çocuk var abi dedi, orta yaşlı bir başkası buradan gitmeyin çıkamazsınız çok karışık dedi. 3. bir kişiye sormak üzere köprünün öte tarafına geçtim. Bal peteklerinin çerçevelerini yapan asık yüzlü vatandaşa sordum. Var ama sen gidemezsin dedi. Eh artık oradan gitmemiz için bir sürü sebep oldu. Ekip üyelerine sorunca sen gidiyorsan bizde geliriz dediler. Bu arada Osman bir kavunu kesip bize ikram etmekte idi.

Kavunu mideye indirdikten sonra girdik bilinmeyen yola doğru.  Daha ilk çatalda yanlış yola sapıp neyse ki fazla gitmeden geri dönüp doğru yola girdik.

Enfes bir ormanlık arazide toprak yolda yavaş yavaş yükselmeye başladık.
Bu arada yol üzerindeki bütün böğürtlenlerin (kür üzümü) tadına bakmayı ihmal etmedik.

İlk 5 km çok keyifli idi. Yolda bizden başka kimse yoktu. İkinci 5 km de içimizde ufakta olsa nereye gitmekteyiz biz diye korkular oluşmaya başladı. Bu arada tatlı tatlı yükselmeye devam ettik. 330 metrelere çıkmıştık.

Genelde güney ve doğu yönünde ilerledik. Hesaplarıma göre böyle gidersek Aksaz'a askeri bölgeye inecektik. En son vardığımız yol ayrımında kararsız kaldık. Bu arada 13.km olmuştu orman içinde. Kararsız beklerken birden bir araç uğultusu duyduk. Her zaman nefret ettiğimiz araç uğultusu bize tatlı bir nağme gibi geldi. Kocaman bir ormancı kamyonu yanaştı dibimize. Kaptandan doğru yolu öğrendik ve bir süre daha zirvelerde devam edip inişe geçtik. Yolu öğrenince yüzümüz gülmeye başlamıştı.

İlk indiğimiz köy Yeşilçamlı idi. Oradan anayol üzerindeki Kızılyaka'ya ulaştık. Markette klasik gazoz molamızı verirken kasiyer bayanlardan en uygun esnaf lokantasını öğrendik. Köy içerisindeki Cumhuriyet lokantasını bulduk. 4 masalı küçük bir dükkan. Hem Ahçı, hem garson olan Atatürkçü Mustafa bey çokta iddialı idi. "Yemeği beğenmezseniz hiç para ödemeden gidersiniz" dedi. Taskebabı, köfte, pilav, kurufasulye, yoğurtlu kızartma ve salatadan oluşan menü ile tıka basa karnımız doyurduk. Mustafa bey bize çok ekonomik bir hesapta çıkarttı. Mustafa bey ile çay içerken memleket meselelerini hallettik.

Ve ardından pedallamaya başladık. Aşırı yemenin verdiği rehavet ile ağır ağır giderken Hüseyin bir anlık dikkatsizlik ile kendini yerde buluverdi. Neyse ki problem yoktu. yola devam ettik. Dağlardan geçerken bisikletlerimiz aşırı kirlenmişti. Kir pas beni pek rahatsız etmez ama, Osman beyin kirli bisiklet ile gitmekten dişlerinin kamaştığını hissediyordum. Zaten ilk gördüğümüz benzinciye hemen daldı.
 

Osman, otomobil yıkama fırçası ile bisikletini zincirler dahil temizlemeye başladı. Fırçanın ucu yağlandı haliyle. Pompa görevlisi fırçanın yağlandığını söyleyince Osman hemen fırça parasını verdi görevliye. Ardından bizim bisikletlerde temizlikten nasibini aldı. Bu arada yediklerimizi de sindirmiştik epeyce. Sıkı bir tempoda başladık pedal basmaya bir ip gibi Hasanın ardında. Tabii ilk havuzlu bakkalda yine gazoz molası.
 

Pedalamaya devam. Köyceğiz merkeze girdik. Sahilden kampa doğru giderken, Halit ve Nilgün baş başa göl kıyısında oturuyorlardı. Hemen masalarına yanaşıp son kalan meyvaları bitirdik. Ardından birerde bitki çayı. Bu arada Nilgün telefonunu kaybettiği için üzgündü, onu teselli ettik. ( telefon sonradan bulundu neyseki )

Bu arada Alman vatandaşı Necla hanımın hayat hikayesini dinledik ayak üstü. Neyse oda bitti ve kampa pedallamaya devam ettik. Kendini bungalov zanneden odalarımıza arabalı ekip zaten yerleşmişti. Belediyenin getirttiği akşam yemeğini de afiyetle indirdik mideye.

Gazeteci Nail beyin direktifleri doğrultusunda toplu resimler çektirdik. Köyceğizdeki tura devam eden bayanlar :

ve tura devam eden erkekler :


Kampingin dinlenme salonunda, turu sağlıklı ve başarılı bir şekilde bitirmenin şerefine pasta ile kutlama yaptık.Resimde GBT yöneticilerinden Adnan ve Celallettin.

13 Ekim Salı : Grup kahvaltısını bitirip yola çıkarken biz daha yeni kahvaltıya oturuyorduk.

Kahvaltıyı bitirdiğimiz sıralarda yağmur başladı.

Ekibe döndüm ve sordum tamam mı? devam mı? Ekip yağmurluklarını giymiş bir vaziyette selenin üzerinde idi.
Hüseyinle ben yağmurda nasılsa ayaklarımız su içinde kalacak diye sandalet ile pedalladık. Yola çıkar çıkmaz yağmur şiddetini iyice arttırdı. Yol üzerindeki Hamitköy köyünden geçerken , köy kahvesinde pinekleyenler bize garip garip baktılar, bu yağmurda bu adamlar ne iş diye? Alışığız bu tür bakışlara, hiç aldırış etmeden yolumuza devam ettik. İlerlediğimiz yol üzerinde bol miktarda kaya düşmesi vakası vardı. Kayaların düşmeyeceği tarafı seçerek şiddetli yağmur altında yola devam ettik. Bir ara tam biz geçerken düştü kayalar, neyseki önlem alıp yolun uzak tarafında idik. Solumuzda göl manzarası,

İnişli çıkışlı yollarda yağmur altında yolumuza devam ettik.

Sultaniye Kaplıcalarına vardığımızda, grubu yemekte yakaladık. Sanırım grup yağmurda iyice ıslandığı için hiç ses çıkartmadan yemeklerini yiyordu. Hemen yemeğe oturup ardından kendimizi kükürt havuzuna attık.
 


Ardından birde çamur banyosu.

Üstüne bide göle girip çamurlardan arındık. Osman kendine çamurlardan muhteşem bir kostüm yaptı. Resimler her şeyi anlatıyor zaten.


Resimdeki de çamur güreşi pehlivanımız,



Bu arada arabalı ekip yine yolu şaşırıp Kaplıca yerine köyceğize gidip geri geldi. Kaplıca sonrası grup bisikletlerini pikablara yükleyip kamp yerine dönerken biz ters yönde devam edip göl kıyısından Çandır'a kadar pedal bastık. Buradan Kaunos harabelerinin içinden geçerek

Kaya mezarlarına geldik. Ardından Dalyan'a geçeceğimiz kanala. Sultaniye kaplıcalarında tanıştığımız kaptanı çağırıp, uygun fiyata karşıya geçtik. Dalyanda kendimize pide ziyafeti verdikten sonra, Belgin ve Atikanın ortak arkadaşlarını görmek üzere Ortacaya pedal bastık. Ortacaya vardığımızda bizi karşılayacak olan Dr.Özdemir'i aradık. Özdemir bu adamlar nasılsa hemen gelmez diye karşı yoldan bizi bulmaya çıkmış. Karşı yönden hızla geçip, Özdemir'inde ışıklarda takılması nedeni ile epey bir süre Özdemiri bekledik. Özdemir bizi tam takım, kıyafet, kask ve hızlı giden bir ekip olarak görünce hayran kaldığını itiraf etti.

Özdemir ve Arzu'nun evinde çay ve kek molasından sonra  kampa geri döndük. Kampa döndüğümüzde Timur kampı yağmur sularının bastığını mahsur kaldıklarını anlattı. Biz vardığımızda neyseki sular çekilmişti. Gecenin ilerleyen saatlerinde yağmura yakalanmamak için bungalovlardan birinin içine sıkışarak son demlenmelerimizi yaparak günü bitirdik.

 

14 Ekim Çarşamba : Yine keyifli bir kahvaltının ardından, .

    İkizler otobüslerine binmek
    üzere ağır vasıtaları ile ayrıldılar
Ekipte kalan 6 kişi, 2 bisiklet, çadırlar, uyku tulumları, bayanların  2'şer çantası ve Belgin'in ayakkabılarını arabaya sığdırıp yola çıktık. Bisikletteki alışkanlıkla yolda bi sürü mola verdik. Ortaklar da çöpşiş yemek için otoyola girmedik ve tabiki çöpşiş yedik.

Bu kadar yememe rağmen yinede 2 kg vermişim.

 

Bu turda gerçek bir ekip olmanın ne demek olduğunu bir kez daha öğrendim. Çokta keyif aldım. Arabada gelerek bize destek olan ve pedallayarak her daim yanımızda olan tüm arkadaşlarımı zoru başardıkları için kutluyor ve her birine teşekkür ediyorum.

Ayrıca bu turu yapmamıza vesile olan Muğla Bisiklet Derneği Yöneticilerine, özverili çalışmaları, dostlukları, ve gösterdikleri konukseverlikleri  nedeni ile ekibimiz adına çok çok teşekkür ediyorum.

Bir sonraki turda görüşmek üzere hoşçakalın.

Gürcan Yılmaz
İzmir Bisiklet Derneği başkan yardımcısı
Ekim.2009
h_g_y@yahoo.com